Düzen

 Herhangi bir konuda bir düzen tasarlayıp kurmak, insanın o konudaki her ihtiyacının hemen ve eksiksiz şekilde karşılanacağı anlamına gelmiyor. Ben, düzen kurmayı bir niyet belirleyip onu yüksek sesle söylemeye benzetiyorum daha çok. Bir çeşit ön çalışma; hayal edilen bir sonuca, henüz o orada yokken özenle yer açmak, geldiğinde onu iyi ağırlamak ve hatta kalmak istemesini sağlamak…

 Diğer yandan, bir köşede sadece spesifik bir sonucu elde etmeyi beklemenin aynı zamanda mutlu edebildiğine şahit olmadım hiç.
“Şu olursa artık mutlu biri olacağım.”
“Bu gerçekleştiğinde hayattan keyif alacağım.”

Bu cümleler uzun bekleyişlere, ıskalanan günlere ve en sonunda da hayal kırıklığına çıkıyor çoğu zaman.

 Yola çıkış sebebimiz belli bir amaç bile olsa, süreci keyifli hale getirmeyi öğrenmek, oyunu başlatan asıl hamle her zaman. Sorumlulukları, çalışma ortamlarını ve eylemleri bireysel bir düzenle birlikte kurgulamak sadece verimi değil aynı zamanda keyfi de arttırmaya yarıyor. Ancak düzenler de süreç ve sonuçlar kadar kişiye özel şeyler. Herhangi bir konuda motive edici ve iyi hissettirici bir düzen tasarlamak, insanın önce kendini tanımaya gönüllü olmasından geçiyor (yine ve yeniden).

 Bu da bizi yazının en başına geri götürüyor: Düzeni tasarlayıp kurmak, her ihtiyacın hemen ve eksiksiz şekilde karşılanacağı anlamına gelmiyor. Kurulan düzen zamanla değişiyor, yeni ihtiyaçlarla dönüşüyor, yapa boza, deneye yanıla sonunda artık bir sistem halini alıyor.

 Bir şeylerin ağırlığı altında ezildiğini hisseden herkese, küçücük de olsa bir düzen tasarlayıp kurmayı öneririm. “Neyle başlamalı?” derseniz; belki bir çekmecenin iç düzeni, belki bir liste, belki de bir rutin.

Alara Tokcan

Bloga dön

Yorum yapın

Yorumların yayınlanabilmesi için onaylanması gerektiğini lütfen unutmayın.